Bitkiler neden siyah değil, yeşildir?
Loading advertisement...
Preload Image
Up next

Video title

Cancel

Bitkiler neden siyah değil, yeşildir?

Bitkilerin neden siyah değil de yeşil olduğuna dair bilim insanları tarafından geliştirilen yeni bir modeli anlattığım ve Samsung sponsorluğunda hazırladığım bu videoda mistik bronz Galaxy Note20 Ultra, Galaxy Watch 3 ve Galaxy Buds Live ile ilgili ilk izlenimlerimi de aktardım. Daha fazla bilgi almak ve 3 Eylül saat 23.59’a kadar “Galaxy Note20 Ultra satın alanlara Galaxy Buds Live hediye fırsatı”ndan faydalanmak için: https://bit.ly/2PpwBPP

Size bir sorum var: Bitkiler neden siyah değil de yeşildir? Böyle soru mu olur demeyin. Bakın neden kırmızı değil de yeşildir ya da mavi değil de yeşildir demiyorum. Neden siyah değildir diye soruyorum çünkü adeta güneşi hasat ederek varlıklarını sürdüren bu canlıların ışığın tüm dalga boylarını emmesini beklersiniz. Ama hayır. Öyle yapmıyorlar. Işığın bir kısmını geri yansıtıyorlar. Üstelik en değerli kısmını… Yeşil ışığı… Tam yakalamışken… Geri bırakıyorlar!
Başka bir soru. Kameralar hangi renkleri kaydederek görüntüleri oluştururlar? Az önce izlediğiniz görüntüleri kaydeden uçan kameradan, cebimizdeki telefonların kamerasına kadar neredeyse tüm sensörler bu görüntüleri kaydederken üç rengi yakalar: RGB (Red Green Blue) – Kırmızı Yeşil Mavi. Aslında buna RGGB demek daha doğru olur. Neden mi? Hemen her sensörün yüzeyinde bulunan şu mozaikte bir şey dikkatinizi çekiyor mu? Yeşillerin miktarı. Evet. Her bir kırmızı ve mavi fotosensöre karşılık 2 yeşil var. Buna Bayer filtresi deniyor. 1976’da Bryce Bayer adında bir mucit kamera sensörlerindeki yeşil rengi algılayan piksellerin (teknik adıyla sensellerin) sayısını iki kat arttırınca daha temiz bir görüntü elde edildiğini bulmuş. Nasıl bulmuş? İnsan gözüne bakarak. Evet, retinamızın parlaklık algısı çok hassas. Gün ışığında yeşil ışığa en duyarlı olan M ve L koni hücrelerini bir arada kullanıyor. Yani yeşil rengi algılamak için iki kat fazla kaynak ayırıyor.
Peki bitkilerin yeşil olmasıyla bunun bir ilişkisi var mı? Henüz tam olarak bilmiyoruz. Renkler bizim için büyük oranda gizemini korumaya devam ediyor. İster inanın ister inanmayın renkleri bilimsel olarak anlamak konusunda elimizde çok az miktarda araştırma var. Bırakın bu ilişkiyi, bitkilerin neden yeşil olduğunu bile tam olarak anlayamadık. İtiraz seslerinizi duyar gibiyim. Nasıl yani? Yapraklarında klorofil pigmenti var ve klorofil de yeşil. İşte o yüzden bitkiler de yeşil. İyi de neden yeşil? Ya da soruyu başka türlü soralım.
Neden mavi renk doğada çok nadirdir? Avatar filminde mavi derili Na’vi ırkı vardı. Mavi naviler. Fakat bizim dünyamızda mavi renkli canlılar neredeyse yok gibidir. Hiç mavi bir kedi gördünüz mü? Ya da onun kuzeni mavi bir aslan? Mavi bir fil? Mavi balina bile aslında tam olarak mavi değildir. Her renkte hayvan vardır ama bunlar içinde en az mavi renkte olanlara rastlarız. Mesela mavi bir kelebek görmüş olabilirsiniz. Bitkilere yapraklarındaki klorofil pigmenti nedeniyle yeşil demiştiniz ya. Buna ne diyeceksiniz? Kelebeklerde mavi pigment diye bir şey yok. Onları mavi olarak görmemizin sebebini ancak mikroskopla inceleyince anlıyoruz. Kelebeğin kanatlarında çok minik çıkıntılar olduğunu görüyoruz. Bunlara iyice yakından baktığımızda çam ağacına benzeyen yapılarla karşılaşıyoruz. Bu yapılara vuran güneş ışığı onun katmanları içinde yansıyor. Fakat dalga boylarının çoğu bu yapının içinde hapsoluyor. Mavi hariç. O bu delikli, katmanlı yapıdan yansıyabilen tek dalga boyu olduğu için kelebeği mavi olarak görüyoruz.
Bir başka deyişle özel açılarla yerleştirilmiş mikroskopik seviyedeki aynalardan yansıyan ışığın niteliğinden ötürü kelebeğin kanatları mavi. Aslına bakarsanız renk dediğimiz şey de bu değil mi? Işığın kırılmasından ve yansımasından oluşuyor. Güneş ışığı sayesinde renkleri görüyoruz ve hepimizin de bildiği gibi ışığın bizim görebildiğimiz dalgaboyları mordan başlayarak, lacivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı diye gökkuşağının renkleri şeklinde sıralanıyor. Tabi sadece bu yedi renkten ibaret değil. Etrafımızda gördüğümüz, günlük hayatımızda kullandığımız her şey bir çeşit ayna. Bu aynalar ışığın bazı dalga boylarını yutuyor ve diğerlerini yansıtıyor. Yansıttıklarına biz de bir renk ismi veriyoruz.